arkamarka.com reklam ve pazarlamayla ilgilenenlerin buluşma noktası. Üye olun arkamarka'yı keşfedin!
Üye olmadan etkilet ve forum yazılarını okuyabilirsiniz. Ama siz de etkiletmek, forumda tartışmak, test çözmek, yarışma ve oyunlara katılmak, kısacası networking deneyimi yaşamak istiyorsanız üye olmalısınız.

sunay akın
Geçim parası için
nice yaşlının
eski İstanbul evlerinden
getirdiği eşyalar
üstüne kâr koyulup
satılıyor antik
acılar çarşısında
sunay akın
Dişi Kuş
Kuru bir ot
Gibi yaşıyorum
Gözlerden uzak
Patika bir yolun
Kıyısında
Tek suçum
Sap olmamak
Baltanın
Kanlı oyunlarına
Ama yine de
Umut dolu kalbim
Belki bir dişi kuş
Taşır beni diye
Daldaki yuvasına
Sunay Akın
Bir dostun sıcaklığına
Öylesine
Yaslamak istiyorum ki başımı
Ya omzunu uzat sevgilim
Ya da telleri kopuk
Bir kemanı
Kanadının altına sığınacak
Bir kuş arayan
Eskimiş saçak gibiyim sensiz
Yada bütün balinalarının
Kıyıya vurup intahar ettiği
Bir deniz
Bir hitit çanağıyım
Toprağa gömülü
Ve sen
İlk kazısını yapan
Bir arkeolog ürkekliğiyle
Ellerinin arasına
Al beni
Tek dileğimdir çünkü benim
Sana yakın bir sunay akın
tozlu bir şemsiye durur
çatı katındaki odanın
kuytu bir köşesinde
kumaşındaki eski yağmurların
hüzünlü kokusuyla
anımsar mısın bilmem
yağmurun bardaktan
boşanırcasına yağdığı o günü
hani şemsiyeyi iyice çekip başımıza
dudaklarımla hesaplamıştım
yüz ölçümünü
nicedir sokağa çıkarmıyorum
şemsiyeyi
korkuyorum çünkü
kapısı açık kafesinden
uçan bir kanarya gibi
beni ikinci kez terk etmenden
yanıt alamayacağımı bilsem bile
yanına gidip
sorarım hergün şemsiyeye
altında elele
nasıl görünürdük diye
SUNAY AKIN
İki rayı gibiyiz
bir tren yolunun
yakın olması
neyi değiştirir
son istasyonun
4 dizede bu kadar fazla duyguyu anlatabilen başka şiir bilmiorum.
Şiirlerindeki hem yaratıcılık hem de samimiyet düzeyi, elli yıl önce kendi içinde bir başkaldırı taşıyan Garip akımının oluşturduğu yeni dili ve yeni imgeleri, bugünün duygu yüklü cümleleriyle tekrarlamaktan ibaret ne yazık ki...
Mesela sözcükleri yeniden örgütleyerek, anlatım biçimlerini bozup yeniden kurarak ya da bambaşka şeyler deneyerek, Türk şiirini şuradan alıp şuraya taşımak gibi bir mücadelesi ve iddiası da yok:
Gündelik hayatın ritmine çerez olsun diye özellikle "kolay yutulur duygusal çatışma lokmaları" biçiminde tasarlanmış entelektüel soslu şekerlemeler imal eden bir "yazı ustası" kendisi...
Tabii ki bir de çok daha başarılı olduğu asıl mesleği, yani "kültür endüstrisi sektöründe çalışan işadamı / girişimci" yönü var:
Zihinlerdeki mevcut iktidar ilişkilerine, yerleşik algılama kalıplarına asla başkaldırmadan, "dostlar alışverişte görsün" tadında her zaman her yerde var olan bir Bedri Baykam versiyonu gibi, tüm kitle iletişim araçlarına popüler kültür malzemeleri pazarlayan bir üstün yetenek, hani neredeyse, ailenizin dahi ama uslu çocuğu...
Hal ve tavırlarına, gidişatına bakarak bir benzetme yapacak olursak, mesela Savaş Ay ve Kanat Atkaya isimli canlıların yetenek ve niyet ortalamasını hayal ettiğimizde, bu ortalama değerin biraz daha fazla mürekkep yalamış, biraz daha fazla eli kalem tutan, ama en az onlar kadar nafile ve beyhude olan, "kalbi kırık gönlü zengin bilge"nin heyecanlı versiyonudur kendisi...
Yine de hakkını yememek gerekiyor, ürettiği "değerli" kültür malzemelerini doğru hedef kitleye etkili biçimde pazarlamak konusunda gerçekten başarılı...
Görüşleri yüzünden arada sırada kendisine laf atanlar çıkar.
Aldırmamak gerekir.
Hiçbir zaman didaktik olmayan bir düşünce. Ve her zaman düşünce... Lirizme ve dünya sularına batırılmıs bir düşünce... Budur gibi geliyor bana Sunay Akın'in şiiri.
Beş altı yıl önce Yeni Düşün dergisinde benimle yapılmış bir konuşmada aşağı yukarı şöyle demiştim: ``Şairler şiir yazarlar, o arada bir şiirleriyle de uçmaya başlarlar. ışte o zaman şair olunur.'' Birçok da örnek vermiştim. Sözgelimi Orhan Veli ``Kapalıçarşı'' şiiriyle, Edip Cansever ``Masa da Masaymış ha'' şiiriyle uçmuştur. Genç şairlerden de Sunay Akın'a dikkat çekmek istemiştim. ``Uçtu çocuk'' demiştim Sunay Akın için.
Sunay Akın'in yazdığı tür şiir değistirilmezse, yani aynı şairde değiştirilmezse tıkanmaya yazgılı bir tür. Ama onda tıkanmıyor. Şiirleri çoğaldıkça bende bir şaşırma duygusu yaratıyor. Bu da onun başka bir erdemi elbet. Her gün, düşünüyorum, yarın ne yapacak, ne diyecek diye.
Selahattin Batu yıllar önce Varlık dergisinde yazdığı bir yazıda bir ``düşünce lirizmi'' aradığını ileri sürmüştü. Bence yapamadı.
Düşünce lirizmi Sunay Akın'da.
Ölü askerin miğferinden güvercine serin su içirten bir mizah işte Sunay Akın'in tavrı.
Gerçekten uçtu;
Dostlarla hep konuşmuşuzdur bunu.
Nereye gider Sunay Akın'in şiiri? Tıkanır mı? Tıkanabilir. Tıkanmayabilir de ama. Kültürde sonsuzcana beslenmezse ölebilir bir şiir. Ama var olduğu ölçüde bu kadar karyokinez çoğalma olamaz. Aynı doğrultuda böylesine büyük çoğalma olamaz.
Yıkılır mı?
Yıkılabilir. Karyokinezi fazla kaldırmaz şiir.
Ama estetikte yıkılma değil, bir an ayakta kalma önemli,
Sunay Akın genç yaşında başardı bunu.
Kendine özgü bir yol açtı.
Tam güveniyor muyum ilerisine? Belirsiz görüyorum. Bundan sonra ne yapacak, merak ediyorum. Aslında en güzel bir şey de bu değil mi?
Çok genç şair var iyi şiir yazarı. Hele bizim günlere göre daha çok. Sunay'da bunlardan biri. Aslında Garip'le ıkinci Yeni'yi birleştiren bir tavır içinde. Okuduğum her şiirini sevdim.
Rasyonel öğede de hüzün arayan bir şair.
Yarın ne olacak? Yapar, yapmaz. Bugüne dek yazdıkları yeter bence.
Japon hayku'larını Türkçe'de arıyor gibi de... Düşünceye vurarak...
O matara, o miğfer, o su, o güvercin... Daha ne diyeyim...
Zarı atıyorum.
1989 yılında Cemal Süreya'nın Sunay Akın'ı "uçuran" bu sözleri sonrasında bugün geldiği nokta bir kuşun zemine 90 derecelik açıyla çakılışı gibidir. Sunay Akın 3-5 güzel şiire imza atmıştır bu yadsınamaz. Sonrasında her popüler kültür öğesinin başına geldiği gibi; bilindikçe sevimsizleşmiş, sevimsizleştikçe de bilinir olmuştur. Uzun yıllardır iyi bir şiir yazamamış olması ise çoktan tıkandığının göstergesidir. Bugün o artık ne edebiyatçıdır, ne de şairdir. Yeteneğini ve zekasını farklı alanlarda kullanmayı tercih etmiştir. Cemal Süreya'nın attığı zar suya düşmüş, suyu da inek içmiştir.
Şair kişiliği ile ilgili ise Sn Melih Cılga'nın "Birkaç parlak dizenin yer aldığı üç beş şiirini saymazsak, genel performans olarak, kolay yazılan kolay okunan ve kolay tüketilen, gazoz köpüğü tadında "lezzetli" işlere imza atan önemsiz bir edebiyatçı... " sözlerine katılıyorum. Önemsiz bir edebiyatçı kısmı hariç, sıradan bir şair denebilir.
Bu etkilet ile ilgiliyim diyen 1 kişi var.